Edebiyat Ansiklopedisi

Halide Edip Adıvar

Posted by: gulensurat on: Mayıs 26, 2009

Halide Edip Adıvar

Vikipedi, özgür ansiklopedi

Git ve: kullan, ara

Halide Edip Adıvar

Halide Edip Adıvar
Doğum 1882 veya 1884
İstanbul / Osmanlı Devleti
Ölüm 9 Ocak 1964
İstanbul / Türkiye

Halide Edip Adıvar (Osmanlıca: خالده اديب اديوار; d. 1884 – ö. 9 Ocak 1964) Türk yazar, siyasetçi, akademisyen, öğretmen. Halide Onbaşı olarak da bilinir.

Halide Edip, 1919 yılında İstanbul halkını ülkenin işgaline karşı harekete geçirmek için yaptığı konuşmaları ile zihinlerde yer etmiş usta bir hatiptir. Kurtuluş Savaşı’nda cephede Mustafa Kemal’in yanında görev yapmış, sivil olmasına rağmen rütbe alarak bir savaş kahramanı sayılmıştır. Savaş yıllarında Anadolu Ajansı‘nın kurulmasında rol alarak gazetecilik de yapmıştır.

II. Meşrutiyet’in ilanı ile birlikte yazarlığa başlayan Halide Edip; yazdığı yirmi bir roman, dört hikâye kitabı, iki tiyatro eseri ve çeşitli incelemeleriyle Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemleri Türk edebiyatının en çok yapıt veren yazarlarındandır. Sinekli Bakkal adlı romanı, en bilinen eseridir. Eserlerinde kadının eğitilmesine ve toplum içindeki konumuna özellikle yer vermiş, yazıları ile kadın hakları savunuculuğu yapmıştır. Bir çok kitabı sinemaya ve televizyon dizilerine uyarlanmıştır.

1926 yılından itibaren yurtdışında yaşadığı 14 sene boyunca verdiği konferanslar ve İngilizce olarak kaleme aldığı eserler sayesinde zamanının dış ülkelerde en çok tanınan Türk yazarı olmuştur.

İstanbul Üniversitesi‘nde edebiyat profösörü olan Halide Edip, İngiliz Filoloji Kürsüsü Başkanlığı yapmış bir akademisyen; 1950‘de girdiği TBMM’de ise milletvekilliği yapmış bir siyasetçidir.

I.TBMM hükümetinde sağlık bakanı olan Adnan Adıvar’ın eşidir.

Konu başlıkları

[gizle]

Hayatı [değiştir]

Çocukluk ve Öğrencilik yılları [değiştir]

1882 veya 1884 yılında Beşiktaş, İstanbul’da doğdu. Babası Mehmet Edip Bey, annesi Fatma Berifem Hanım’dır. Annesini küçük yaşta veremden kaybetti[1]. Evde özel dersler alarak ilköğrenimini tamamladı. Yedi yaşında iken yaşını büyüterek girdiği Üsküdar Amerikan Lisesi‘nden kısa bir süre sonra padişahın “Hristiyan okullarında Müslüman öğrencilerin okuyamayacağı” emri ile alınmış ve evde özel ders görmeye başlamıştı. Kolejde İngilizce ve Fransızca öğrenmeye başlayan Halide Edip’in İngilizce öğrenirken çevirdiği kitap 1897’de basıldı. Bu, Amerikalı çocuk kitapları yazarı Jacob Abbott‘un “Ana” adlı eseri idi[2]. 1899 yılında bu çeviri nedeniyle II. Abdülhamit tarafından Şefkat Nişanı ile ödüllendirildi. Aynı yıl yeniden Üsküdar Amerikan Koleji’ne kaydolabildi. Bu okulda aldığı eğitimin yaşamında büyük etkisi oldu. Okulda, Rıza Tevfik Bey‘in Fransız edebiyatı derslerine katıldı ve Doğu edebiyatıyla ilgilendi. 1901 yılında mezun oldu, okulun mezun ettiği ilk kız öğrenciler arasındaydı.

İlk Evliliği ve Çocukları [değiştir]

Halide Edip, kolejin son sınıfında iken matematik öğretmeni olan Salih Zeki Bey ile okuldan mezun olduğu yıl evlendi. Eşi rasathane müdürü oluğu için evleri hep rasathane içinde oldu ve bu yaşam ona sıkıcı geldi[3]. Evliliğinin ilk yıllarında eşine Kamus-u Riyaziyat adlı eserini yazmada yardımcı oldu, ünlü İngiliz matematikçilerin yaşam öykülerini Türkçe’ye çevirdi. Birkaç Sherlock Holmes hikayesinin de çevirisini yaptı. Fransız yazar Emile Zola’nın yapıtlarına büyük ilgi duymaya başladı. Daha sonra ilgisi Shakespeare’e yöneldi ve Hamlet adlı yapıtının çevirisini yaptı. 1903 yılında ilk oğlu Ayetullah, bundan on altı ay sonra da ikinci oğlu Hasan Hikmetullah Togo dünyaya geldi. 1905 yılında gerçekleşen Japon-Rus savaşında batı uygarlığının bir parçası sayılan Rusya’yı Japonların yenmesinin verdiği sevinçle oğluna Japon Deniz Kuvvetleri Komutanı Amiral Togo Heihachiro’nun ismini vermişti[4].

Yazım alanına girişi [değiştir]

Meşrutiyetin ikinci kez ilan edildiği 1908 yılı Halide Edip’in hayatında bir dönüm noktası oldu. 1908‘de gazetelerde kadın haklarıyla ilgili yazılar yazmaya başladı. İlk yazısı Tevfik Fikret‘in çıkardığı Tanin‘de yayımlandı. Başlangıçta, -eşinin isminden ötürü- yazılarında Halide Salih imzasını kullandı. Yazıları, Osmanlı içerisindeki muhafazakâr çevrelerin tepkisini çekti. 31 Mart Ayaklanması sırasında öldürülme endişesiyle kısa süre için iki oğluyla Mısır‘a gitti. Oradan İngiltere’ye giderek kadın hakları konusundaki yazıları nedeniyle kendisini tanıyan İngiliz gazeteci Isabelle Fry’ın evinde konuk oldu. İngiltere’ye gidişi o dönemde kadın-erkek eşitliği konusunda sürüp giden tartışmalara tanık olmasına, Bertrand Russell gibi fikir adamlarıyla tanışmasına vesile oldu[5].

1909‘da İstanbul’a geri döndü; siyasi içerikli yazıların yanı sıra edebi yazılar da yayımlamaya başladı. Heyyula ve Raik’in Annesi adlı romanları basıldı. Bu arada Kız Öğretmen okullarında öğretmenlik ile vakıf okullarında müfettişlik görevlerinde bulundu. İleride yazacağı Sinekli Bakkal adlı ünlü romanı, bu görevler gereği İstanbul’un eski ve arka mahallerini tanıması sayesinde ortaya çıkmıştı.

Eşi Salih Zeki Bey’in ikinci bir kadınla evlenmek istemesi üzerine ondan 1910 yılında boşandı ve artık yazılarında Halide Salih yerine Halide Edip adını kullanmaya başladı. Aynı yıl Seviyye Talib romanını yayımladı. Bu roman, bir kadının kocasını terk ederek sevdiği erkekle yaşayışını anlatır ve feminist bir eser olarak değerlendirilir. Basıldığı dönemde bir çok eleştiriye maruz kamıştır. Halide Edip, 1911 yılında ikinci kez İngiltere’ye gitti, kısa bir süre kaldı. Yurda döndüğünde Balkan Savaşı başlamıştı.

Balkan Savaşı Yılları [değiştir]

Balkan Savaşı yıllarında kadınlar toplum yaşamında daha aktif rol almaya başlamışlardı. Halide Edip de bu yıllarda Teali-i Nisvan Cemiyeti’ni (Kadınları Yükseltme Derneği) kurucuları arasında yer aldı ve yardım işlerinde çalıştı. Öğetmenlik mesleğinin içinde olduğundan eğitim ile ilgili bir kitap yazmaya yöneldii ve Amerikalı düşünür ve eğitimci Herman Harrell Horne‘un The Psychological Principle of Education (Eğitimin Psikolojik Temeli) adlı eserinden yararlanarak Talim ve Edebiyat adlı kitabı yazdı[6]. Aynı dönemde Türk Ocağı içinde Ziya Gökalp, Yusuf Akçura, Ahmet Ağaoğlu, Hamdullah Suphi gibi yazarlarla tanıştı. Bu kişilerle dostluğu sonucu Turancılık fikrini benimseyen Halide Edip, bu düşüncenin etkisiyle Yeni Turan adlı eserini yazdı. 1911‘de Harap Mabetler ve Handan isimli romanları yayımlandı.

I. Dünya Savaşı Yılları [değiştir]

Balkan Savaşları 1913’de sona ermişti. Öğretmenlikten istifa eden Halide Edip, Kız Mektepleri Umumi Müfettişliği görevine getirildi. I. Dünya Savaşı başladığında bu görevdeydi. 1916‘da Cemal Paşa‘nın daveti üzerine okul açmak üzere Lübnan ve Suriye‘ye gitti. Aynı yıl bir aşk romanı olan Son Eseri adlı kitabı basıldı. Arap eyaletlerinde iki kız okulu ve bir yetimhane açtı. Orada bulunduğu sırada babasına verdiği vekalet ile Bursa’da, aile doktorları Adnan Adıvar ile nikahları kıyıldı. Lübnan’da iken Kenan Çobanları adlı 3 perdelik operanın librettosunu yayımladı, eseri Vedi Sebra besteledi[7]. Yusuf Peygamber ve kardeşlerini konu alan bu eser, o yıllarda savaş koşullarına rağmen yetimhane öğrencileri tarafından 13 defa sahneye kondu[8]. Türk ordularının Lübnan ve Suriye’yi boşaltması üzerine 4 Mart 1918’de İstanbul’a döndü. Yazar, hayatının buraya kadar olan bölümünü Mor Salkımlı Ev adlı kitabında anlatmıştır.

Milli Mücadele Yılları ve ABD Mandası tezi [değiştir]

Halide Edip, İstanbul’a döndükten sonra Darülfünun‘da Batı edebiyatı okutmaya başladı. İzmir’in işgalinden sonra “milli mücadele” en önemli işi haline geldi. Türk Ocakları’nda çalıştı. Karakol adlı gizli örgüte girerek Anadolu’ya silah kaçırma işinde rol aldı. Vakit Gazetesi’nin sürekli yazarı, M. Zekeriya ve eşi Zekeriya Sertel’in çıkardıkları Büyük Mecmua‘nın başyazarı oldu. Milli Mücadele taraftarı aydınların bir kısmı işgalcilere karşı ABD ile işbirliği yapma düşüncesiydi, Halide Edip bu düşüncedeki Refik Halit, Ahmet Emin, Yunus Nadi gibi aydınlarla 14 Ocak 1919‘da Wilson Prensipleri Cemiyeti’nin kurucuları arasında yer aldı. Halide Hanım, milli mücaelenin önderi Mustafa Kemal’e yazdığı bir mektupla ABD mandası tezini açıkladı ancak bu tez temmuz ayında Mustafa Kemal önderliğindeki Erzurum Kongresi‘nde uzun uzun tartışılacak ve reddedilecektir. Yıllar sonra Mustafa Kemal’in Nutuk adlı eserinde tam metnine yer vereceği mektubu yüzünden Halide Edip, “mandacı” olarak suçlanmış, hatta “hain” olarak değerlendirilmiştir.

Halide Edip Adıvar için İstanbul Mitingleri ve İdam Kararı [değiştir]

15 Mayıs 1919 günü İzmir’i Yunanlıların işgal etmesi üzerine İstanbul’da ardı ardına protesto mitingleri düzenlenmekteydi. İyi bir hatip olan Halide Edib, 19 Mayıs 1919 günü Asri Kadınlar Birliği’nin düzenlediği ve kadın hatiplerin de konuşmacı olduğu ilk açıkhava mitingi olan Fatih Mitingi’nde kürsüye çıkan ilk konuşmacıydı, attığı nutuk ile belleklerde büyük iz bıraktı. 20 Mayıs’ta Üsküdar mitingi, 22 Mayıs’ta Kadıköy mitingine katıldı. Bunları Halide Edip’in başkahramanı haline geldiği Sultanahmet mitingi izledi. Önceden hazırlanmadan ve yazmadan yaptığı konuşmada sarf ettiği “Milletler dostumuz, hükümetler düşmanımızdır.” cümlesi bir vecize halini aldı.

İngilizler İstanbul’u 16 Mart 1920’de işgal ettiler. Hakkında idam emri çıkardıkları ilk kişiler arasında Halide Edip ve eşi Dr. Adnan da vardır. 24 Mayıs’ta padişah tarafından onaylanan kararda idama mahkum edilen ilk 6 kişi şunlardı: Mustafa Kemal, Kara Vasıf, Ali Fuat Paşa, Ahmet Rüstem, Dr. Adnan ve Halide Edip.

Anadolu’da Mücadele [değiştir]

Haklarında idam karar çıkmadan önce Halide Edip, eşi ile birlikte İstanbul’dan ayrılıp Ankara’daki milli mücadeleye katılmıştı. Çocuklarını İstanbul’da yatılı okulda bırakarak 19 Mart 1920 günü Adnan Bey ile at sırtında yola çıkan Halide Hanım, Geyve’ye ulaştıktan sonra buluştukları Yunus Nadi Bey ile birlikte trene binip Ankara’ya gitmiş ve 2 Nisan 1920 günü Ankara’ya varmıştı.

Halide Edip, Ankara’da Kalaba(Keçiören)’daki karargahda görev aldı. Ankara yolunda iken Akhisar İstasyonu’nda Yunus Nadi Bey ile birlikte kararlaştırdıkları gibi Anadolu Ajansı isimli bir haber ajansının kurulması Mustafa Kemal Paşa’dan onay görünce ajans için çalışmaya başladı. Ajansın muahabiri, yazarı, yöneticisi, ayakişlerine bakanı olarak çalışıyordu. Haber derleyip milli mücadeleye ilişkin bilgileri telgrafı olan yerlere telgrafla iletmek, olmayan yerlerde cami avlusuna afiş olarak yapıştırılmalarını sağlamak; Avrupa basınını takip edip batılı gazetecilerle iletişim kurmak; Mustafa Kemal’in yabancı gazetecilerle görüşmesini sağlamak, bu görüşmelerde tercümanlık yapmak; Yunus Nadi Bey’in çıkardığı Hakimiyet-i Milliye gazetesine yardımcı olmak ve Mustafa Kemal’in diğer yazıişleri ile ilgilenmek Halide Edip’in yürüttüğü işlerdi.[9].

1921’de Ankara Kızılay başkanı oldu. Aynı yılın Haziran ayında Eskişehir Kızılay’da hastabakıcılık yaptı. Ağustos’ta orduya katılma isteğini Mustafa Kemal’e telgrafla iletti ve cephe karargâhında görevlendirildi. Sakarya Savaşı sırasında onbaşı oldu. Yunanlıların halka verdiği zararları incelemek ve raporlamakla sorumlu Tetkik-i Mezalim Komisyonu’nda görevlendirildi. Vurun Kahpeye adlı romanının konusu bu dönemde oluştu. Türk’ün Ateşle İmtihanı(1922) adlı anı kitabı, Ateşten Gömlek(1922), Kalp Ağrısı (1924), Zeyno’nun Oğlu adlı romanlarında Kurtuluş Savaşı’nın değişik yönlerini gerçekçi biçimde dile getirebilmesini savaştaki deneyimlerine borçludur.

Savaş boyunca cephe karargahında görev yapan Halide Edip, 30 Ağustos Zaferi’nden sonra ordu ile İzmir’e gitti. İzmir’e yürüyüş sırasında rütbesi başçavuşluğa yükseldi. Savaştaki yararlılıklarından ötürü İstiklal Madalyası ile ödüllendirildi.

Kurtuluş Savaşı Sonrası [değiştir]

Kurtuluş Savaşı, Türk ordusunun zaferiyle sonuçlandıktan sonra Ankara’ya döndü. Eşi, Dışişler Bakanlığı’nın İstanbul temsilciliği ile görevlendirilince birlikte İstanbul’a gittiler. Anılarının buraya kadar olan kısmını Türk’ün Ateşle İmtihanı adlı eserinde anlatmıştır.

Halide Edip, cumhuriyetin ilanından sonra Akşam, Vakit ve İkdam gazetelerinde yazdı. Bu arada Cumhuriyet Halk Fırkası ve Mustafa Kemal Atatürk ile siyasi fikir ayrılıkları yaşadı. Eşi Adnan Adıvar’ın Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası‘nın kuruluşunda yer alması sonucu iktidar çevresinden uzaklaştılar. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası‘nın kapatılıp Takrir-i Sükun kanununun kabul edilmesiyle tek parti döneminin başlayınca, kocası Adnan Adıvar ile birlikte Türkiye’den ayrılarak İngiltere‘ye gitti. 1939 yılına kadar 14 yıl boyunca yurtdışında yaşadı. Bu sürenin 4 yılı İngiltere’de, 10 yılı da Fransa’da geçti.

Halide Edip, yurtdışında yaşadığı dönemde kitap yazmayı sürdürdüğü gibi Türk kültürünü dünya kamuoyuna tanıtmak amacıyla pek çok yere konferanslar verdi. İngiltere’de Cambridge, Oxford; Fransa’da Sorbonne Üniversitelerinde konuşmacı oldu. 2 defa Amerika Birleşik Devletleri‘ne bir defa da Hindistan‘a davet edilerek gitti. 1928 yılında ABD’ye ilk gidişinde Williamstown Siyaset Enstitüsü’nde yuvarlak masa konferansına başkanlık yapan ilk kadın olarak büyük ilgi çekti. Artık ABD’de yaşamakta olan oğullarını, Anadolu’da milli mücadeleye katılmak için onlardan ayrılışından 9 yıl sonra ilk defa bu gezi sırasında tekrar görebildi. 1932 yılında Columbia Üniversitesi Bernard Kolej’den gelen çağrı üzerine ikinci kez ABD’ye gitti ve ilk gidişindeki gibi seri konferanslarla ülkeyi dolaştı. Yale, Illinois, Michigan üniversitelerinde konferanslar verdi. Bu konferansların sonucu olarak Türkiye Batıya Bakıyor adlı eseri ortaya çıktı[10]. 1935 yılında İslam üniversitesi Jamia Milia’yı kurmak için açılan kampanyaya katılmak üzere Hindistan’a çağırıldığında Delhi, Kalküta, Benares, Haydarabad, Aligar, Lahor ve Peşaver Üniversitelerinde dersler verdi. Konferanslarını bir kitapta topladı, ayrıca Hindistan izlenimlerini içeren bir kitap yazdı.
1936 yılında en ünlü eseri olan Sinekli Bakkal’ın İngilzice orijnali “The Daughter of the Clown” yayımladı. Roman aynı yıl Türkçe olarak Haber gazetesi’nde tefrika edildi. Bu eser 1943 yılında CHP Ödülü’nü aldı ve Türkiye’de en çok baskı yapan roman oldu.

1939‘da İstanbul’a döndü ve 1940 yılında İstanbul Üniversitesi‘nde İngiliz Filolojisi kürsüsünü kurmakla görevlendirildi ve 10 yıl kürsü başkanlığını yürüttü. Shakespeare hakkında verdiği açılış dersi büyük yankı uyandırdı.

1950 yılında Demokrat Parti listesinden İzmir milletvekili olarak TBMM’ye girdi ve bağımsız milletvekili olarak görev aldı. 5 Ocak 1954 günü Cumhuriyet Gazetesi’nde Siyasi Vedaname başlıklı bir yazı yayımlayarak bu görevinden ayrıldı ve tekrar üniversitede görev aldı. 1955‘te eşi Adnan Bey’in kaybı ile sarsıldı.

Halide Edip Adıvar, 9 Ocak 1964 yılında İstanbul’da 82 yaşındayken böbrek yetmezliği nedeniyle yaşamını yitirdi. Cenazesi, İstanbul Merkezefendi Mezarlığı’na defnedildi.

Eserleri [değiştir]

Romanları [değiştir]

Hikayeleri [değiştir]

Anı [değiştir]

Tiyatro [değiştir]

Kaynakça [değiştir]

  1. ^ http://www.edebiyat.tc/mor-salkimli-ev/
  2. ^ http://www.absoluteastronomy.com/topics/Halide_Edip_Adivar
  3. ^ http://www.bolbilgi.com/halide-edip-adivar-t93009.html
  4. ^ http://www.serdarsabri.com/2008/12/japon-rus-sava-1904-05.html
  5. ^ http://www.thesis.bilkent.edu.tr/0001676.pdf
  6. ^ http://lavinsuvari.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000001992008
  7. ^ http://www.edebiyatekibi.com/index.php?option=com_content&task=view&id=123&Itemid=29
  8. ^ Derindusunce.org, 08 Eylül 2008, Tuncay Yılmazer, Bir Milliyetçinin Otobiyografisi – Mor salkimli Ev
  9. ^ http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=217135
  10. ^ http://lavinsuvari.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000001992008

Etiketler: , ,

Ruşen Eşref Ünaydın

Posted by: gulensurat on: Mayıs 26, 2009

Ruşen Eşref Ünaydın

Vikipedi, özgür ansiklopedi

Git ve: kullan, ara

Ruşen Eşref Ünaydın (d. 1892 İstanbul ö. 21 Eylül 1959 İstanbul Türkiye), Türk siyasetçi ve diplomat.

Galatasaray Sultanisi‘ni ve Edebiyat Fakültesi’ni bitirdi. Askeri Baytar Âlisi’nde, Darülmuallimini Âli’de, Türkçe ve Fransızca öğretmenliği yaptı. Yazarlık hayatına 1914‘te mütercimlikle başladı. 1918‘de Yeni Gün muhabiri olarak Kafkasya‘ya, Tasviri Efkar muhabiri olarak Sivas’a gitti. Dergi ve gazetelerde mülakat ve gezi türünde yazıları yayımlandı.

1920‘de Anadolu hükümetinin çağrısı üzerine İnebolu yoluyla Ankara’ya gitti; Türk Kurtuluş Savaşı’na katıldı. 1922 yılında Buhara elçiliği başkatibi oldu. Lozan Konferansı’nda matbuat müşavirliği yaptı. TBMM II.,III.ve IV. dönemlerinde Afyonkarahisar Milletvekili olarak görev yaptı. Riyaseti Cumhur Umumi Katipliği!nde (Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği), Tiran, Atina, Budapeşte elçiliğinde ve Roma, Londra ve Atina Büyükelçiliğinde bulundu. 1952‘de emekliye ayrıldı.

Servet-i Fünun, Donanma, Tedrisat, Türk Yurdu ve Yeni Mecmuada yayımladığı mülakat, mensur şiir ve hatıra türünde yazılarıyla tanındı. Anafartalar Kumandanı Mustafa Kemal ile Mülakat’ın yazarı ve Mustafa Kemal Paşa‘nın yakın çalışma arkadaşlarından biri olan Ruşen Eşref Ünaydın, Mustafa Kemal Paşa’yı Türk basınında ilk defa tanıtmasıyla ünlüdür.

 Türk politikacı ile ilgili bu madde bir taslaktır. İçeriğini geliştirerek Vikipedi’ye katkıda bulunabilirsiniz.

Etiketler: , ,

Kemalettin Kamu

Posted by: gulensurat on: Mayıs 26, 2009

Kemalettin Kamu

Vikipedi, özgür ansiklopedi

Git ve: kullan, ara

Kemalettin Kâmi Kamu (d. 1901, Bayburt – ö. 1948, Ankara) gurbet şairi olarak tanınan Türk şair ve siyasetçi.

Yaşamı [değiştir]

1901 yılında Bayburt’ta doğdu. 1910‘da dışardan sınava girerek orta birinci sınıfta öğrenim görme hakkı elde etti. Erzurum’da başladığı ortaokulu Refahiye‘de bitirdi. Erzurum’un işgal edildiği haberini alan babasının kalp sektesinden ölmesi üzerine annesiyle önce Sivas’a sonra Kayseri‘ye göç etti. Bulduğu her işte çalışıp, bir yandan da eline ne geçerse okuyan ve şiirler yazan bir gençti. Bir süre Bursa, daha sonra İstanbul’da bulunan ve İstanbul Erkek Öğretmen Okulu’nda okuyan Kemalettin Kamu, işgal güçlerinin şehre girmesi üzerine Ankara’ya gitti.

Kemalettin Kamu, Ankara’da Matbuat Genel Müdürlüğü’nde çalıştı. Kurtuluş Savaşı yıllarında yazdığı şiirler okul kitaplarına girdi, yurt genelinde tanınan ve sevilen bir şair oldu. Kimi şiirleri bestelenip şarkı veya marş oldu. İstiklâl Marşı seçimine de katıldı.

25 yaşında aşık olduğu genç kız ile evlenme hazırlığında iken bir anlaşmazlık sonucu evlilikten vazgeçti ve ömrü boyunca yalnız yaşadı.

Anadolu Ajansı temsilcisi olarak gittiği Paris‘te Siyasal Bilimler alanında eğitim gördü. Soyadı Kanunu çıkınca “bir ülkede yaşayanların tamamı” anlamına gelen Kamu’yu seçti. Paris dönüşü önce İstanbul’a, sonra Ankara’ya gitti. Şiirlerinin yanısıra ekonomi ile ilgili çalışmalar da yaptı.

1939‘da Rize milletvekili olarak meclise girdi. Bir yandan da Türk Dil Kurumu‘nda “terim kolu başkanlığı” yaptı.

Bir süre sonra annesini kaybedince tüm sevgisini yeğenlerine verdi. 6 Mart 1948‘de Ankara’da ani bir kalp krizi ile hayatını kaybetti.

Şiirleri [değiştir]

Kemalettin Kamu, şiire 1919‘da Büyük Mecmua’da şiirlerini yayımlatarak başlamıştı. Kurtuluş Savaşı yıllarında Dergah dergisinde yazdığı şiirlerle ün kazandı. Varlık ve Oluş dergilerinde de şiirlerini yayımladı. Başlangıçta aruz ölçüsü ile yazan Kamu daha sonra hece ölçüsüyle ve sade bir dille Millî Edebiyat akımına bağlı yurt sevgisi, gurbet, aşk konularını işleyen şiirler yazmıştı. Şiirleri ölümünden sonra Rifat Necdet Evrimer tarafından “Kemalettin Kamu, Hayatı, Şahsiyeti ve Şiirleri” (1949) adlı kitapta toplandı.

İstiklâl Marşı adayı şiiri [değiştir]

Gözyaşına veda et ey güzel Anadolu
Hakkını korur elbet Türk’ün bükülmez kolu
Cenk ederiz genç koca bugün değil yarın da
Yadımız ağladıkça İzmir ezanlarında

Hakk yolunda kan olur dünyalara taşarız
Ya şerefle vurulur ya efendi yaşarız
Her gün yeni bir hile arkasından satıldık
Her gün yeni bir dille yurdumuzdan atıldık

Yeter ey Kâbe’mizi elimizden alanlar
Alıkoyamaz bizi yolumuzdan yalanlar
Hangi alçak el alır el zinciri boynuna
Kim Yunan’ı bırakır Türk kızının koynuna

Etiketler: ,

Peyami Safa

Posted by: gulensurat on: Mayıs 26, 2009

Peyami Safa

Vikipedi, özgür ansiklopedi

Git ve: kullan, ara

Peyami Safa (1899, İstanbul – 15 Haziran 1961) Türk hikâye ve romancısı. Server Bediî takma ismini de kullanan yazar romanlarının yanı sıra, düşünsel yapıtları, polemikleri, köşe yazarlığı ve gazeteciliği ile de tanınır.

Konu başlıkları

[gizle]

Hayatı [değiştir]

Servet-i Fünun dönemi şairlerinden İsmail Safa‘nın oğludur. Sivas’a sürgüne gönderilen babasının orada ölmesi üzerine 1901 yılında iki yaşında yetim kalmış, bu yüzden “Yetim-i Safa” adıyla anılmıştır. Babasız büyümenin acılarının yanısıra, sekiz dokuz yaşlarında yakalandığı bir kemik hastalığı dolayısıyla 17 yaşına kadar, bu hastalığın fiziksel ve ruhsal bunalımlarını yaşamıştır. Sonradan bu günlerini ünlü Dokuzuncu Hariciye Koğuşu adlı romanında dile getirmiştir. Ayrıca Fatih-Harbiye gibi diğer romanlarında da kendi hastalığının buhranını yansıttığı karakterlere rastlanır.

Hastalık ve savaşın yol açtığı maddî sıkıntılar dolayısıyla öğrenimini sürdürememiş, o sıralar Maarif Nazırı olan Recaizade Ekrem Bey (Recaizade Mahmut Ekrem), bu görevinden ayrılınca onu Galatasaray Lisesi‘nde okutma vaadini yerine getirememiş, Peyami Safa da hayatını kazanmak ve annesine bakmak için Vefa İdadisi’ndeki öğrenimini yarıda bırakmıştır. Karton Matbaası’nda bir süre çalışan Peyami Safa, Posta – Telgraf Nezareti’ne girmiş, I. Dünya Savaşı‘nın başlamasına kadar orada çalışmıştır (1914). Daha sonra Boğaziçi’ndeki Rehber-i İttihat Mektebi‘nde öğretmenlik yapmaya başlamıştır. Dört yıl çalıştığı bu okulda, hem öğretmiş, hem de kendi çabasıyla Fransızca’sını ilerletmiştr.

1918 yılında ağabeyi İlhami Safa‘nın isteğine uyarak öğretmenlikten ayrılmış ve birlikte çıkardıkları “20. Asır” adlı akşam gazetesinde “Asrın Hikâyeleri” başlığı altında yazdığı öykülerle gazetecilik yaşamına başlamıştır. İmzasız olarak yazdığı bu hikâyelerin tutulması üzerine Server Bediî takma adını kullanmaya başlayan Peyami Safa, daha sonra 1921‘de Son Telgraf gazetesinde yazmış, oradan da Tasvir-i Efkâr‘a geçmiştir. Daha sonra Cumhuriyet gazetesine geçmiş, 1940 yılına kadar bu gazetede fıkra ve makalelerinin yanısıra, roman da tefrika etmiştir.

1960‘lı yıllara kadar başta Milliyet olmak üzere birçok gazete ve dergide yazan Peyami Safa 27 Mayıs‘tan sonra Son Havadis gazetesinde yazmaya başlamıştır (1961). Aynı yıl Erzurum’da yedek subaylığını yapmakta olan oğlu Merve’nin ölümü üzerine büyük bir sarsıntı geçiren Peyami Safa, iki üç ay sonra İstanbul’da vefat etmiştir. Ayrıca sevilen bir şair olmasına rağmen doğum tarihi tam olarak bilinmiyor.

Edebî Hayatı [değiştir]

Yazı hayatına 20. Asır’daki hikâyeleriyle başlayan Peyami Safa, tam 43 yıl, hemen hemen hiç ara vermeden Türkiye’de yayımlanan birçok gazete ve dergide çeşitli zamanlarda fıkra, makale, deneme ve romanlarını yayımlamış, son derece verimli bir yazar olmuştur. Kendi kendini yetiştirmiş bir kişi olan Peyami Safa, çağın düşünce akımlarıyla ilgilenmiş, siyasal sorunlar karşısında tavır almış, bu yüzden Türk basınında derin izler bırakan polemiklere girişmiştir. Bunlar arasında en ünlüleri Nâzım Hikmet, Nurullah Ataç, Sabiha ve Zekeriya Sertel ve Aziz Nesin‘le yaptığı kalem kavgalarıdır.

İlk romanlarında sola yakın görüşler taşıyan Peyami Safa, bir hastanın psikolojisini anlattığı otobiyografik romanı Dokuzuncu Hariciye Koğuşu’nu (1931) Nazım Hikmet’e ithaf etmişti. Bu roman hariç, 1922-1939 yılları arasında yazdığı Mahşer (1924), Şimşek (1928), Fatih-Harbiye (1931) ve Biz İnsanlar (1939) adlı romanlarında Doğu-Batı sorunsalını karakterlerde somutlaştırarak işledi. Safa, bu romanlarında, ruh hallerini çözümlemede, kurguda, dilinin kıvraklığında, anlatım tekniklerindeki denemelerde başarılı bulunurken romanlarında düşünceyi öne çıkarması dolayısıyla eleştiriler aldı. II. Dünya Savaşı sırasında Nasyonal Sosyalistlere yakınlaşmasıyla dikkat çeken Safa’nın gerçekçi roman çizgisi Matmazel Noraliya’nın Koltuğu (1949) ile mistisizme yöneldi.

İlk uzun hikâyesi Gençliğimiz‘i 1922 yılında neşreden Peyami Safa, para kazanmak amacıyla yazdığı kitaplarında, ilk defa ağabeyi İlhami Safa’nın takma ad olarak kullandığı, annesi Server Bedia Hanım’ın adından uyarladığı Server Bediî müstear adını kullanmış, bu takma adla yüzlerce eser vermiştir. Bunlar arasında en sevilenler Cingöz Recai macera romanları ile Cumbadan Rumbaya adlı romanı olmuştur.

Peyami Safa, Türk kültür yaşamında yayımlandığı yıllarda hayli etkili olmuş Hafta, Kültür Haftası (1936, 21 sayı) ve Türk Düşüncesi (1953-1960, 63 sayı) dergilerini çıkarmıştır.

Asıl ününü romancı olarak yapan Peyami Safa, bazı uzun öyküleri ile de dikkati çekmiş, yazar Batılı kaynakların bir “Zalim” olarak tanıttıkları hun hükümdarı Atilla’yı aklamak amacıyla aynı adda bir de tarihsel roman yazmıştır.

Hakkında Yapılan Çalışmalar [değiştir]

Prof. Dr. Mehmet Tekin, Doç Dr. Mehmet Önal ve Dr. Nan a Lee Peyami Safa hakkında birer doktora tezi vermişlerdir.

Beşir Ayvazoğlu‘nun yazar (Peyami Safa) hakkında Ötüken Yayınları’ndan çıkmış, biyografik bir eseri bulunmaktadır.

Zülfikar Uğur YIKAN, 2004 yılında Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü bünyesinde “Peyami Safa’nın Server Bedi İmzalı Romanları” konulu Yüksek Lisans tezini hazırlamıştır.

Dış bağlantılar [değiştir]

Etiketler: ,

Yahya Kemal Beyatlı

Posted by: gulensurat on: Mayıs 26, 2009

Yahya Kemal Beyatlı

Vikipedi, özgür ansiklopedi

Git ve: kullan, ara

Dosya:YahyaKemalBeyatlı.jpg
Yahya Kemal Beyatlı
Doğum tarihi 2 Aralık 1884
Doğum yeri Yenimahalle, Üsküp
Ölüm tarihi 1 Kasım 1958
Ölüm yeri Fatih, İstanbul

Aşiyan Mezarlığı‘ndaki mezarı

Yahya Kemal Beyatlı (2 Aralık 18841 Kasım 1958), Türk şair ve yazardır.

Biyografi

1884 yılında Yenimahalle Üsküp‘te dünyaya gelmiştir. Annesinin ismi Zeynep babasının ise Salih Alp’dır. Asıl adı Ahmed Agâh’tır. İlköğrenimini Üsküp’te gördü. İstanbul Vefa Lisesi mezunudur. Başlangıçta Sultan II. Abdülhamit yönetimine karşı muhaliflerin safında yer alarak Paris‘e gitti. Fransa‘da siyasal bilgiler okurken hocası Albert Sorrel‘in etkisinde kaldı ve düşüncelerinde değişmeler oldu.

Fransa‘da 9 yıl kaldı. Fransız Edebiyatı’nı ve edebiyatçılarını yakından tanıma imkânı buldu. Onlardan etkilendi. Doğu Dilleri Okulu’na devam ederek Arapça ve Farsça‘sını geliştirdi. Divan şiiri üzerinde yoğunlaştı.

1913 yılında İstanbul‘a döndü. Darülfünûn’da tarih ve edebiyat dersleri okuttu. Gazete ve dergilerde yazılar yazdı. Lozan Konferansı’na katıldı. 1923‘te Urfa Milletvekili seçildi. Çeşitli ülkelerde diplomatik görevler alarak Türkiye’yi temsil etti. Yozgat, Tekirdağ ve İstanbul Milletvekilliği yaptı. Pakistan Büyükelçiliği görevindeyken 1949 ‘da emekli oldu ve yurda döndü.

Tedavi için Paris‘e gitti. Bir yıl sonra 1958‘de öldü. Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin en büyük temsilcilerinden birisidir. Edebiyata ilk atıldığı vakitler Bakî’nin bir taklitçisi olarak lanse edilmiştir ama onun sanat dehası daha sonra bu çevrede kendisinin çağında kendine özgü bir şair olduğunu kanıtlamıştır.

Edebiyat tarihi ve edebiyat tarihçileri “Dört Aruzcular” olarak adlandırılanlar içinde Tevfik Fikret, Mehmet Akif Ersoy ve Ahmet Haşim‘in bulunduğu kavram ayrımı içine koymuştur. Şiirlerinde aruz ölçüsünü kullanmış olmasına rağmen tek bir şiiri bu konu da istisna olmuştur: O da , 11′lik hece vezniyle yazdığı Ok şiiridir. Klasik şiirimizin temel özelliklerine bağlı kalarak, kendine özgü bir şair olmuştur.

Eserleri [değiştir]

Eserleri: Kendi Gök Kubbemiz, Eski Şiirin Rüzgârıyla, Aziz İstanbul, Eğil Dağlar, Edebiyata Dair, Tarih Musahabeleri, Siyasi ve Edebi Portreler, Çucukluğum Gençliğim Siyasi ve Edebi Hatıralar…

  • Rubailer ve Hayyam’ın Rubailerini Türkçe Söyleyiş.

Şiirler [değiştir]

  • Açık Deniz
  • Akıncı
  • Akşam Mûsıkîsi
  • Atik-Valde’den İnen Sokakta
  • Aziz İstanbul
  • Bir Başka Tepeden
  • Büyü Şiir
  • Deniz Türküsü
  • Duyuş ve Düşünüş
  • Düşünce
  • Endülüs’te Raks
  • Erenköy’ünde Bahar
  • Eylül Sonu
  • Gece Bestesi
  • Geçmiş Yaz
  • Güftesiz Beste
  • Hayâl Beste
  • Hayal Şehir
  • Itrî
  • İstanbul’u Fetheden Yeniçeriye Gazel
  • İstanbul’un Fethini Gören Üsküdar
  • Kar Mûsikîleri
  • Kaybolan Şehir
  • Koca Mustâpaşa
  • Mehlika Sultan
  • Mohaç Türküsü
  • Nazar
  • O Rüzgâr
  • Ok
  • Özleyen
  • Rindlerin Akşamı
  • Rindlerin Hayatı
  • Rindlerin Ölümü
  • Rubai
  • Ses
  • Sessiz Gemi
  • Siste Söyleniş
  • Sonbahar
  • Süleymaniye’de Bayram Sabahı
  • Şarkı
  • Telâkki
  • Tolto
  • Uçuş
  • Ufuklar
  • Üsküdar’ın Dost Işıkları
  • Vuslat
  • Yol ÜŞÜMESİ

Kitapları [değiştir]

  • Ezansız Semtler
  • Ruh Hali
  • Aziz İstanbul (2009)
  • Kendi Gök Kubbemiz
  • Eski Şiirin Rüzgariyle

Kaynakça [değiştir]

Wikimedia Commons’da:
Yahya Kemal Beyatlı ile ilgili çoklu ortam kategorisi bulunur.
  1. Şiirleri
  2. Yahya Kemal’e dair yazılmış çeşitli yayınevlerinin biyografi kitapları
  3. http://www.siirdefteri.com/?sayfa=siir&siir_id=34295
Vikikaynak‘ta, Yahya Kemal Beyatlı ile ilgili metin bulabilirsiniz.
Yahya Kemal Beyatlı sözleri bulunur.

Etiketler: , ,

Arif Nihat Asya

Posted by: gulensurat on: Mayıs 26, 2009

Arif Nihat Asya

Vikipedi, özgür ansiklopedi

Git ve: kullan, ara

Arif Nihat Asya
Doğum 7 Şubat 1904
Çatalca / İstanbul
Ölüm 5 Ocak 1975
Ankara

Arif Nihat Asya (7 Şubat 1904, Çatalca, İstanbul5 Ocak 1975, Ankara), Milliyetçi şiirleriyle tanınan ve Adana’nın kurtuluş günü olan 5 Ocak günü yazdığı ünlü Bayrak şiirinden dolayı “Bayrak şairi” olarak da anılan Türk şairdir.

Arif Nihat Asya İstanbul Üniversitesi Yüksek Öğretmen Okulu Edebiyat Bölümü’nü bitirdi. Adana, Malatya, Edirne, Tarsus, Ankara ve Kıbrıs’taki liselerde edebiyat öğretmenliği yaptı. 1950 yılında Seyhan (Adana), ve 1954 yılında da Eskişehir milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi‘ne girdi. Milletvekilliğinden sonra tekrar bir süre daha öğretmenlik yaptı. Ankara Gazi Lisesi edebiyat öğretmeni iken 1962′de emekliye ayrıldı.

Yeni İstanbul ve Babıali’de Sabah gazetelerinde yazılar yazdı. Aruzla başladığı şiirde rubailer, gazeller yazdı. Özellikle rubailere büyük önem verdi. Rubailerden oluşan 5 ayrı kitap yayınladı. Daha sonra heceli ve serbest vezinli şiirler yazdı.

Milliyetçi şiirleriyle dikkat çeken Arif Nihat Asya, yurdun güzelliklerini, doğasını anlatan, kimi zaman yergici ama Türklüğü yücelten şiirleriyle de bilinir.

 

Dış bağlantılar [değiştir]

Arif Nihat Asya sözleri bulunur.
Etiketler: , ,

Melih Cevdet Anday

Posted by: gulensurat on: Mayıs 26, 2009

Melih Cevdet Anday

Vikipedi, özgür ansiklopedi

Git ve: kullan, ara

Melih Cevdet Anday

Doğum 13 Mart 1915
İstanbul
Ölüm 28 Kasım 2002
İstanbul

Melih Cevdet Anday (13 Mart 1915, İstanbul – 28 Kasım 2002, İstanbul), şair, tiyatro oyunu, roman, deneme, makale yazarı.

Lise arkadaşları Orhan Veli ve Oktay Rifat’la birlikte ortaya çıkardıkları Garip Akımı ile Türk şiirindeki yenilenmeyi başlatmıştır. Kolları Bağlı Odysseus ile kendine özgü felsefi şiir akımını başlatmış, Garip Akımı`ndan ayrılmıştır. UNESCO’nun Courrier dergisi, 1971 yılında onu Cervantes, Dante, Tolstoy, Unamuno, Seferis ve Kawabata düzeyinde bir edebiyat adamı olarak gördüğünü açıklamıştır.

Yaşamı [değiştir]

İstanbul’da doğan Melih Cevdet Anday’ın çocukluğu Kadıköy Bahariye’de geçti. Ortaokula kadar İstanbul’da eğitim gördü. Liseyi ise Ankara’da, Gazi Lisesi’nde tamamladı. Lisede okuduğu sırada, Orhan Veli ve Oktay Rifat ile tanıştı.

Liseyi bitirdikten sonra bir süre Hukuk Fakültesi’ne devam etti. Daha sonra Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’ne kaydoldu. Ancak Devlet Demiryolları’nda memur olarak çalıştığı için öğrenimine devam edemedi. Çalıştığı kuruluş tarafından sosyoloji öğrenimi görmek için Belçika’ya gönderildi.

Ukde isimli şiiri 1936′da Varlık Dergisi‘nde yayınlandı. Bunun ardından şiirleri Ses, Yaprak, Yeditepe, Papirüs, Yeni Ufuklar, Yeni Dergi, Soyut, Ataç, Dönem, Yön gibi dergilerde yayınlandı. Orhan Veli ve Oktay Rifat ile birlikte 1941 yılında Garip isimli şiir kitabını çıkardı.

Hasan Âli Yücel‘in tavsiyesi ile Milli Eğitim Bakanlığı Neşriyat Müdürlüğü’ne memur olarak atandı. 1946 seçimleriyle birlikte bakanlığın el değiştirmesi sonrasında önce yeniden askere alındı, sonra Konya’ya atandı. Ancak bu atama daha sonra geri alındı. Anday, bir süre sonra bu görevinden ayrılarak İstanbul’a döndü.

Melih Cevdet Anday‘ın Ören‘deki heykeli

1953-1954 yılları arasında Akşam Gazetesi’nin edebiyat ve sanat sayfasını hazırladı. Fikirleri sebebiyle işten çıkarıldı. Doğan Kardeş Yayınları’na geçti ve çeviriler yaptı. Buradaki görevinden de aynı sebeple ayrılmak zorunda kaldı.

1958′den itibaren Tercüman, Büyük Gazete, Yeni Tanin ve İkdam’da kendi adıyla ve çeşitli takma adlarla denemeler ve makaleler yazdı, tefrika romanlar yayınladı. 1960′ta Nadir Nadi’nin desteğiyle Cumhuriyet’te köşe yazıları yazmaya başladı. Bu gazetedeki yazılarını 1997′ye kadar sürdürdü.

1956′da yayınladığı Yanyana isimli şiir kitabı, 142. maddeye aykırı olduğu gerekçesiyle 1964′te yasaklandı. Anday gerek şiir kitaplarıyla, gerekse daha sonraları yöneldiği roman ve tiyatro alanlarındaki yapıtlarıyla bir çok ödül aldı.

Anday, İstanbul Belediye Konservatuarı Tiyatro Bölümü’nde diksiyon, özel bir tiyatro okulunda mitoloji dersleri verdi. 1964-1969 yılları arasında TRT‘de yönetim kurulu üyeliği, 1979-1980 yıllarında da Paris’te eğitim müşavirliği görevlerinde bulundu.

Solunum ve böbrek yetmezliği tanısıyla Marmara Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi’ne kaldırılan Melih Cevdet Anday, 28 Kasım 2002′de 87 yaşında vefat etti.

Yurtdışında katıldığı bir kongrede Louis Aragon un kendisine sormuş olduğu: “sizdeki klasikler nelerdir ?” sorusuna “bizde klasik yoktur” demiştir. (Kaynak: Tarihin Arka Odası Programında Murat Bardakçı tarafından Attilâ İlhan referans gösterilerek açıklanmıştır. Hatta Murat Bardakçı tarafından bu davranış “Utanç Verici” olarak tanımlanmıştır.)

Takma Adları [değiştir]

Anday, eserlerinde kendi adı haricinde şu takma adları da kullanmıştır: Yaşar Tellidede, Niyaz Niyazoğlu, A. Mecdi Velet, M. C. A., H. Mecdi Velet, Yaşar Tellidere, Gani Girgin, Zater, Yaşar Tellioğlu[1]

Eserleri [değiştir]

Şiir [değiştir]

  • Garip (1941, Orhan Veli ve Oktay Rifat’la birlikte)
  • Rahatı Kaçan Ağaç (1946)
  • Telgrafhane (1952)
  • Yanyana (1956)
  • Kolları Bağlı Odysseus (1962)
  • Göçebe Denizin Üstünde (1970)
  • Teknenin Ölümü (1975)
  • Sözcükler (1978, toplu şiirler)
  • Ölümsüzlük Ardında Gılgamış (1981)
  • Tanıdık Dünya (1984)
  • Güneşte (1989)
  • Yağmurun Altında (1995)
  • Yalan
  • Şinanay

Şiir Çevirileri [değiştir]

  • Annabel Lee – Edgar Allan Poe
  • Atlının Türküsü – Federico Garcia Lorca
  • Ben de – Langston Hughes
  • Bir Zenci Kızın Türküsü – Langston Hughes
  • Çayhane – Ezra Pound
  • Gece. Şehir Uyumuş. – Aleksandr Blok
  • Hürriyet – Paul Éluard
  • Kanun – Wystan Hugh Auden
  • Pan Öldü – Ezra Pound
  • Şiir Sanatı – Paul Verlaine

Roman Çevirisi [değiştir]

  • Babalar ve Oğullar ( 1983- [Turgenyev] )

Roman [değiştir]

  • Zifaftan Önce (1957 – Murat Tek adıyla)
  • Yağmurlu Sokak (1959 – Murat Tek adıyla)
  • Dullar Çıkmazı (1962 – Murat Tek adıyla)
  • Bir Gecede Üç Erkek (Murat Tek adıyla)
  • Aylaklar (1965)
  • Gizli Emir (1970)
  • İsa’nın Güncesi (1974)
  • Raziye (1975)

 

Şiir Üzerine Yazılar [değiştir]

  • Anlamın Anlamı
  • Çağlar Geçiyor
  • Şiir Üzerine
  • Şiirin Vazgeçilmez Üç Dönemi
  • Şiirin Anlamı
  • Uzun Şiir – Kısa Şiir
  • Yarın Düşüncesi

 

Tiyatro Oyunu [değiştir]

 

Ödülleri [değiştir]

  • 1970 TRT Roman Armağanı (Gizli Emir ile)
  • 1973 TDK Çeviri Ödülü (Buz Sarayı ile)
  • 1976 Yeditepe Şiir Armağanı (Teknenin Ölümü ile)
  • 1978 Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü (Sözcükler ile)
  • 1981 İş Bankası Büyük Ödülü (Ölümsüzlük Ardında Gılgamış ile)
  • 1984 Enka Sanat Ödülleri (Mansiyon – Ölümsüzler ile)
  • 1991 TÜYAP Onur Ödülü
  • 2000 Aydın Doğan Vakfı Şiir Ödülü

Kaynakça [değiştir]

  1. ^ Edebiyatımızda Müstear Adlar – Tahsin Yıldırım – Selis Kitaplar – 2006
Etiketler: , ,

Attilâ İlhan

Posted by: gulensurat on: Mayıs 26, 2009

Attilâ İlhan

Vikipedi, özgür ansiklopedi

Git ve: kullan, ara

Attilâ İlhan
Doğum 15 Haziran 1925
İzmir
Ölüm 11 Ekim 2005 (80 yaşında)
İstanbul
Milliyet Türk
Meslek Şair, roman ve deneme yazarı, gazeteci, eleştirmen
Dönem 20. yüzyıl
Tür Roman, şiir
Akım Toplumcu gerçekçilik
İlk eseri Duvar, 1948

Attilâ İlhan (d. 15 Haziran 1925 – ö. 11 Ekim 2005), Türk şair, romancı, denemeci, gazeteci ve eleştirmen. Entelektüel çalışmalarıyla Türk edebiyat ve düşünce dünyasına önemli katkıları olmuş bir aydındır.

Konu başlıkları

[gizle]

Hayatı [değiştir]

Gençlik yılları [değiştir]

15 Haziran 1925‘te Menemen‘de doğdu. Kardeşi, oyuncu Çolpan İlhan‘dır. İlk ve orta eğitiminin büyük bir bölümünü İzmir‘de, kalanını ise babasının mesleği dolayısıyla gittikleri Balıkesir gibi değişik illerde tamamladı. İzmir Atatürk Lisesi birinci sınıfındayken mektuplaştığı bir kıza yazdığı Nazım Hikmet şiirleriyle yakalanmasıyla 1941 Şubat’ında, 16 yaşındayken tutuklandı ve okuldan uzaklaştırıldı. Üç hafta gözaltında kaldı, iki ay hapis yattı. Türkiye’nin hiçbir yerinde okuyamayacağına dair bir belge verilince, eğitim hayatına ara vermek zorunda kaldı. Danıştay kararıyla, 1944 yılında okuma hakkını tekrar kazandı ve İstanbul Işık Lisesi‘ne yazıldı. Lise son sınıftayken amcasının kendisinden habersiz katıldığı CHP Şiir Armağanı‘nda Cabbaroğlu Muhammed şiiriyle pek çok ünlü şairi geride bırakarak üçüncülük ödülünü aldı. 1946‘ta mezun oldu. İstanbul Hukuk Fakültesi’ne kaydoldu. Üniversite hayatının başarılı geçen yıllarında Yığın ve Gün gibi dergilerde ilk şiirleri yayımlanmaya başladı. Hukuk Fakültesi’ndeki yüksek öğrenimini yarıda bıraktı. 1948‘de ilk şiir kitabı Duvar‘ı kendi imkânlarıyla çıkardı.

Paris yılları [değiştir]

1948 yılında, üniversite ikinci sınıftayken Nâzım Hikmet’i kurtarma hareketine katılmak üzere ilk kez Paris‘e gitti. Bu harekette aktif rol oynadı. Fransız toplumu ve orada bulunduğu çevreye ilişkin gözlemleri daha sonraki eserlerinde yer alan birçok karakter ve olaya temel oluşturmuştur. Türkiye’ye geri dönüşünde başı sık sık polisle derde girdi. Sansaryan Han’daki sorgulamalar ölüm, tehlike, gerilim temalarının işlendiği eserlerinde önemli rol oynamıştır. Bir kaç kez gözaltına alındı.

 

İstanbul – Paris – İzmir üçgeni [değiştir]

1951 yılında Gerçek gazetesinde bir yazısından dolayı soruşturmaya uğrayınca Paris’e tekrar gitti. Fransa‘daki bu dönem, Attilâ İlhan’ın Fransızcayı ve Marksizmi öğrendiği yıllardır. 1950‘li yılları İstanbul – İzmirParis üçgeni içerisinde geçiren Attilâ İlhan, bu dönemde ismini yavaş yavaş Türkiye çapında duyurmaya başladı. Yurda döndükten sonra, Hukuk Fakültesi’ne devam etti. Ancak son sınıfta gazeteciliğe başlamasıyla beraber öğrenimini yarıda bıraktı. Sinemayla olan ilişkisi, yine bu dönemde, 1953‘te Vatan gazetesinde sinema eleştirileri yazmasıyla başlar.

Sanatta Çok Yönlülük [değiştir]

1957‘de gittiği Erzincan’da askerliğini yaptıktan sonra, tekrar İstanbul’a dönüş yapan Attilâ İlhan sinema çalışmalarına ağırlık verdi. Onbeşe yakın senaryoya Ali Kaptanoğlu adıyla imza attı. Sinemada aradığını bulamayınca, 1960‘ta Paris’e geri döndü. Sosyalizmin geldiği aşamaları ve televizyonculuğu incelediği bu dönem, babasının ölmesiyle birlikte yazarın İzmir dönemini başlattı. Sekiz yıl İzmir’de kaldığı dönemde, Demokrat İzmir gazetesinin başyazarlığını ve genel yayın yönetmenliğini yürüttü. Aynı yıllarda, şiir kitabı olarak Yasak Sevişmek ve Aynanın İçindekiler dizisinden Bıçağın Ucu yayımlandı. 1968‘de evlendi, 17 yıl evli kaldı.

İstanbul’a dönüş [değiştir]

1973‘te Bilgi Yayınevi‘nin danışmanlığını üstlenerek Ankara’ya taşındı. Sırtlan Payı ve Yaraya Tuz Basmak’ı Ankara’da yazdı. 1981‘e kadar Ankara’da kalan yazar Fena Halde Leman adlı romanını tamamladıktan sonra İstanbul’a yerleşti. İstanbul’da gazetecilik serüveni Milliyet (2 Mart 198215 Kasım 1987) ve Gelişim Yayınları ile devam etti. Bir süre Güneş gazetesinde yazan Attilâ İlhan, 1993-1996 yılları arasında Meydan gazetesinde yazmaya devam etti. 1996 yılından 2005 yılına kadar köşe yazılarını Cumhuriyet gazetesi’nde sürdürdü. 1970‘lerde Türkiye’de televizyon yayınlarının başlaması ve geniş kitlelere ulaşmasıyla beraber Attilâ İlhan da senaryo yazmaya geri dönüş yaptı.

Sekiz Sütuna Manşet, Kartallar Yüksek Uçar ve Yarın Artık Bugündür halk tarafından beğeniyle izlenilen diziler oldu.

İlk romanı Sokaktaki Adam yayımlandığında 10 roman yazmıştı. Bunlar hiç gün ışığına çıkmadı. Attilâ İlhan bunun sebebini bir söyleşide şöyle açıklıyor: “… birçok roman yazdım daha önceden. Ama neden yayınlamadım? Çok akıllıca bir sebebi vardı. Çünkü biliyorum ki yazarlar ilk romanlarında kendilerini anlatırlar. O da romancılık değildir. Günlük tutmaktır.” (Düşün, Haziran 1996).

Roman serüvenine başladığında döneminin diğer yazarları daha çok yerel ve kırsal olayları, kişileri işlerken Attilâ İlhan şehir insanını Türkiye’nin yakın dönem tarihini siyasal, ekonomik ve sosyal yanlarıyla ele alan bir yapı içerisinde işliyordu. Sadece İstanbul, İzmir gibi Türkiye’nin büyük şehirlerini, işlediği dönemin yaşam tarzını, ekonomik ve sosyal sorunlarını kahramanlarının gözüyle yansıtmakla yetinmiyor; aynı zamanda, batı kültürünün Türkiye’ye ne şekilde yansıdığını, olumlu ve olumsuz etkilerini, çizdiği karakterlerle ve Avrupa’daki şehirlerle örtüşen bir yapı içerisinde irdeliyordu.

Hazırlık ve arayış dönemi [değiştir]

Romanda ‘hazırlık ve arayış dönemi’ diye nitelendirilebilecek dönemde, yayımladığı Sokaktaki Adam ve Zenciler Birbirine Benzemez‘de yazarın Paris’te yaşadığı yıllara ait deneyimlerinin ve gözlemlerinin karakterlere yansıdığı görülür. Yazıldığı yıllarda Türkiye’deki batılılaşma uğruna toplumdan kopan kişilerin bocalamaları Sokaktaki Adam’da ele alınırken, Zenciler Birbirine Benzemez’de Avrupa’da komünist ve anti-komünist mültecilerle karşılaşan, hayal kırıklığına uğramış bir devrimci anlatılır. Her bölümün farklı bir karakterin ağzından aktarıldığı Sokaktaki Adam, Attilâ İlhan’ın edebiyatımıza getirdiği yeni bir söylem olarak alınabilir. Daha sonraki romanlarında da görüleceği gibi, diyalektik bir yaklaşımla işlenen olaylarda kahramanlar güçlü ve zayıf yanlarıyla okura ulaşır; birbirlerini suçlamaz ve okuyucuda önyargı oluşturmazlar. Attilâ İlhan, Zenciler Birbirine Benzemez için bakın neler diyor:” Kitap ‘soğuk savaş’ın en belalı döneminde yazıldı, yayınlandı. Çok ikircikli bir sorunu tartışıyordum. Romanın kahramanı, İstanbul’daki ve Paris’teki ‘solcu’ çevrelerle düşüp kalkıyor, bunlarla ilişkilerini ve tartışmalarını anlatıyordu, her şeyi olduğu gibi yazmak, romanın yayımlanmasından vazgeçmekle eşitti. Bu bakımdan, içeriğine hafif flu bir hava verdim.”

Romanın dilinin farklılığını ise yazıldığı dönem içerisinde yoğun Fransızca çalışmasına bağlayan yazar, bazı cümleleri Fransızca düşünüp Türkçe yazmıştır.

Olgunluk dönemi [değiştir]

Yazarın “olgunluk dönemi” diye tanımlanabilecek edebiyat süreci Kurtlar Sofrası ile başlar. Sokaktaki Adam‘da ne istediğini değil, ne istemediğini bilen biri anlatılırken; Zenciler Birbirine Benzemez‘de Mehmed-Ali istedikleri ile istemedikleri arasında mütereddit bir karakteri yansıtmaktadır. Oysa Kurtlar Sofrası’nda Mahmud ne istediğini çok iyi bilen bir karakteri çizer. Bu üç romanıyla Attilâ İlhan Türk aydınına farklı açılardan bakar, fikirlerini diyalektik-materyalist bir sentez içinde derleyerek Türkiye için bir sentez önerir- ki sonradan yazdığı yedi kitaplık Aynanın İçindekiler serisi de bu zemine oturmaktadır. Bıçağın Ucu, Sırtlan Payı, Yaraya Tuz Basmak, Dersaadet’te Sabah Ezanları, O Karanlıkta Biz, Allah’ın Süngüleri: Reis Paşa ve Gazi Paşa bu seriyi oluşturan romanlardır. Her romanda yer alan karakterler, Türkiye’nin tarihinde köşebaşlarını oluşturmuş dönemlere ayna tutan aydınlardır. Tarihi olaylar, politik ve sosyal dengelerle ele alınır. Birbirleriyle bağlantısı olan karakterlerden herbiri bir romanda ön plana çıkar ve olaylar onun gözlemleriyle aktarılır. Bu serinin bütünü irdelendiğinde yine, yazarın Türk aydınına yakın tarihimize bir bakma şansı tanıdığını ve kendi toplumcu-gerçekçi bakış açısıyla önergeler sunduğu görülür.

Politik araştırma ve düşünceleri [değiştir]

Attilâ İlhan, vefatından önceki son yıllarını tarih araştırmalarına vermişti. Kendisine, Atatürk‘ün eşsiz bulduğu dehasını herkesle paylaşma misyonunu edinmiş, Türkiye’nin yakın tarihi hakkında düşündüklerini çoğunlukla belgelere dayandırarak televizyon ekranından topluma seslenme gereği duymuştu. Milli Mücadele yıllarının hangi şartlarda kazanıldığından ve o dönemin olağanüstü ruh halinden devamlı bahseder, Türkiye’nin olası bir Avrupa Birliği (AB) üyeliğinde egemenliğini AB Devletleri ile paylaşacak olmasına ise şiddetle karşı çıkardı. Batılı devletlerin dostları değil, sadece çıkarları olabileceğini söyler, onların sömürgecilik anlayışlarını hemen her platformda tarih ve belgeleri ile vererek eleştirmekten çekinmezdi. Osmanlı İmparatorluğu‘nun dağılmasına giden süreçte Tanzimat Fermanı‘nın çok büyük bir darbe olduğunu düşünür, bu tarihten sonra Osmanlı’nın çözülmesinin hızlandığını söylerdi. Mustafa Kemal’in bilgisi, dehası, yaptığı hareketlerde toplumu hep arkasına alması (teşkilatçılığı) ve yaptığı devrimlere olan hayranlığını her platformda vurgulayan Attilâ İlhan; onun, yaptığı devrimlerde Fransa’yı örnek almasına rağmen Avrupa devletleri ile kurduğu mesafeli ilişkileri her zaman övmekten geri durmadı. Gâzi’nin ölümünden sonra İsmet İnönü‘nün batı yanlısı kararlarını ise her zaman eleştirdi. Günümüz aydınlarının çoğunun batı yanlı duruşları olduğunu söyleyip onları halkı tanımamakla eleştirir, eski halkla bütünleşmiş ve millet çıkarları için hareket eden aydın tiplerinin artık yok olma aşamasına geldiğini söylerdi. Üniversite öğrencilerince yapılan eylemlerin bir hedefe varamayacağını, söyler, Fransız Devrimi‘nin işçi sınıfı tarafından yapıldığından dem vururdu. Türkiye’de işçi sınıfını temsil eden bir siyasî partinin bulunmadığını, bunun gerçek demokrasinin önünde engel olduğunu söyler ama böyle bir partinin bir gün kurulacağını düşünürdü. Halka rağmen yapılacak olan hiçbir şeyin uzun süreli olamayacağını ise her zaman tekrarlamaktan geri durmadı. Anlattığı veya yazdığı olaylara hakim olması, kimsenin kişiliğine saldırmamaya özen göstermesi, onun, her kesimden insan tarafından takdir kazanmasını sağlamıştır.

 

Ölümü [değiştir]

Attilâ İlhan ilk kalp krizini 1985 yılında geçirdi. Bu tarihten sonra kardiyolojik sorunları devam eden İlhan’ın 2004′ten itibaren sağlık durumu daha da bozuldu. 11 Ekim 2005′te İstanbul’daki evinde geçirdiği ikinci kalp krizi sonucu hayata veda ettiğinde 80 yaşındaydı.

2003 Sertel Demokrasi Ödülü’ne layık görülmüştür. 1946 CHP Şiir Yarışması Birinciliği 1974 Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü tutuklunun Günlüğü ile 1975 Yunus Nadi Roman Armağanı Sırtlan Payı ile

Eserleri [değiştir]

Müzik Albümleri [değiştir]

 

Romanları [değiştir]

Öykü [değiştir]

Deneme-Anı [değiştir]

Anılar ve Acılar [değiştir]

Cumhuriyet Söyleşileri [değiştir]

Kaynakça [değiştir]

Konuyla ilgili diğer Wikimedia sayfaları :

VikiSöz‘de Attilâ İlhan ile ilgili özlü sözler bulunmaktadır.

 

Edebiyat Portalı – Vikipedi’de edebiyat ile ilgili diğer maddelere ulaşın.
Etiketler:

Orhan Asena

Posted by: gulensurat on: Mayıs 26, 2009

Orhan Asena

Vikipedi, özgür ansiklopedi

Git ve: kullan, ara

Orhan Asena (d. 7 Ocak 1922, Diyarbakır – ö. 15 Şubat 2001). Oyun yazarı, çocuk hastalıkları uzmanı.

İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 1945‘te mezun oldu. Anadolu‘da hekim ve hükümet tabibi olarak görev yaptı. 1955‘te çocuk hastalıkları uzmanı oldu. Sekiz yıl Almanya‘da hekim olarak çalıştı.

Yazın dünyasına şiir ve öykü yazarak girdi. Daha sonra oyunlar yazmaya başladı. İlk oyunu Tanrılar ve İnsanlar – Gılgamış, 1954 yılında sahnelendi ve 1959‘da da kitap olarak yayımlandı. Kırkı aşkın oyun yazdı ve oyunları tüm Türkiye‘deki sahnelerde oynandı. Yirmi kadar oyunu da kitap olarak yayımlandı. Atçalı Kel Memet’in hayatını işlediği Atçalı Kel Mehmet adlı oyunuyla TRT‘den 1970 yılında başarı ödülünü aldı. Daha sonraları ise, İsmet Küntay Tiyatro Ödülü’nü, Avni Dilligil Tiyatro Ödülü’nü ve Türkiye İş Bankası Büyük Tiyatro Ödülü’nü kazandı. Tiyatro eleştirmenlerince Türk tiyatrosunun Shakespeare’i olarak tanımlanmıştır.

1998 yılında Kültür Bakanlığı’nca verilen Devlet Sanatçısı uvanını almıştır.

Bazı Oyunları [değiştir]

Etiketler: ,

Nâzım Hikmet

Posted by: gulensurat on: Mayıs 26, 2009

Nazım Hikmet, tam adıyla Nazım Hikmet Ran , lakabı “Güzel Yüzlü Şair“dir. (d. 20 Kasım 1901[1] ya da 15 Ocak 1902[2], Selanik – ö. 3 Haziran 1963, Moskova) Türk şair ve oyun yazarı. Türkiye‘de serbest nazımın ilk uygulayıcısı ve çağdaş Türk şiirinin öncüsü. Uluslararası bir üne ulaşmış ve adı 20. yüzyıl‘ın ilk yarısında yaşamış olan dünyanın en büyük şairleri arasında anılmıştır.[3] Eserleri birçok yabancı dile çevrilmiştir. Mezarı halen Moskova’da bulunmaktadır. Türkiye Komünist Partisi (TKP) üyesi olup ayrı ayrı toplam 11 davadan yargılanmıştır.

Eserleri birçok ödül almıştır. Ancak Türkiye‘deki yaşamının çoğunu hapiste geçirmiş daha sonra Moskova’ya gitmiş ve Türk vatandaşlığından çıkarılmıştır.

1938‘de şairin cezaevine girmesiyle yasaklanıp ortadan kaldırılmış olan Nazım Hikmet şiiri, Türkiye’de ancak ölümünden iki yıl sonra 1965‘te yeniden ortaya çıkmıştır.

Konu başlıkları

[gizle]

Üslubu ve başarıları [değiştir]

İlk şiirlerini hece vezni yazmaya başlamasına rağmen içerik bakımından diğer hececilerden uzaktı. Şiirsel gelişimi arttıkça hece vezni ile yetinmemeye ve şiiri için yeni formlar aramaya başladı. Sovyetler Birliğinde yaşadığı ilk yıllar olan 1922-1925 arası bu arama tepe noktasına ulaştı. O dönemdeki birçok şairden farklıydı.

Hece vezninden ayrılarak Türkçenin vokal özellikleri ile harmoni oluşturan serbest vezini benimsedi. Mayakovski ve gelecekçilik taraftarı genç Sovyet şairlerinden esinlendi. Şiirlerinden bir çoğu müzisyen Zülfü Livaneli tarafından bestelendi. Ünol Büyükgönenç tarafından özgün bir şekilde yorumlanmış olan küçük bir kısmı ise 1979′da “Güzel Günler Göreceğiz” ismiyle kaset olarak çıktı. Birkaç şiiri ise Yunanlı besteci Manos Loïzos tarafından bestelendi. Ayrıca bazı şiirleri Yeni Türkü‘nün eski üyesi Selim Atakan ve Cem Karaca tarafından bestelenmiştir.

Ailesi [değiştir]

Nazım Hikmet, annesi Celile Hanım ve kız kardeşi Samiye ile

Babası, Matbuat Umum müdürlüğü ve Hamburg konsolosluğu yapmış olan Hikmet Bey, annesi Ayşe Celile Hanım’dır.

Çok güzel ve alımlı bir kadın olan Celile Hanım, bir dilci, eğitimci olan Enver Paşa’nın (Mustafa Celalettin Paşa’nın oğlu) kızıdır. Evinde piyano çalan, ressam denilebilecek ölçüde iyi resim yapan, Fransızca bilen bir kadındır. Annesinin baba tarafından dedesi, Polonya‘dan 1848 Ayaklanmaları sırasında Osmanlı İmparatorluğu‘na göç eden Polonezlerden Konstantin Borzecki’dir. Bu göçün ardından Osmanlı vatandaşı olunca Mustafa Celaleddin Paşa adını almış ve Osmanlı Ordusu’nda subay olarak görev yapmıştır. Türk tarihinde önemli bir eser olan “Les Turcs anciens et meternes” (Eski ve yeni Türkler) kitabını yazmıştır.Nazım Hikmet anneannesi tarafından da kuzey kafkasya çerkezlerindendir.

Babası Hikmet Bey, Selanik’te, Hariciye’de (Dışişleri) çalışan bir memurdur. Diyarbakır, Halep, Konya, Sivas valilikleri yapmış olan Nazım Paşa’nın oğludur. Mevlevi tarikatından olan Nazım Paşa aynı zamanda bir özgürlükçüdür. Kendisi Selanik’in son valisidir. Hikmet Bey henüz Nazım’ın çocukluğunda memuriyetten ayrılır ve ailece Halep‘e, Nazım’ın dedesinin yanına giderler. Orada yeni bir iş, hayat kurmaya çalışırlar. Başarısız olunca İstanbul’a gelirler. Hikmet Bey’in İstanbul’daki iş kurma denemeleri de nihayetinde iflâsla neticelenir ve hiç hoşlanmadığı memuriyet hayatına geri döner. Fransızca bildiği için yeniden Hariciye’ye (Dışişleri) atanır.

Hayatı [değiştir]

Nazım Hikmet, Heybeliada Bahriye Mektebi’nde öğrenciyken

Selanik‘te doğdu. Aslen 20 Kasım 1901 olan doğum tarihi ailesi tarafından sene kaybetmemesi için 15 Ocak 1902 olarak kaydettirildi.[1]

İlk şiiri ‘Feryad-ı Vatan’’ı 1913‘te yazar. Aynı yıl Galatasaray Sultanisi’nde ortaokula başlar. 1917‘de Heybeliada Bahriye Mektebi‘ne girer. Daha sonra Kurtuluş Savaşı için Anadolu‘ya geçer. Fakat sağlık nedenleri ile bahriyeden ayrılmak zorunda kalır. Bu sırada Hamidye Kruvazörü’nde güverte subayıdır.

Bolu’ya öğretmen olarak atanır. Daha sonra Batum üzerinden Moskova‘ya giderek Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi’nde siyasal bilimler ve iktisat okur. 1921‘de gittiği Moskova’da devrimin ilk yıllarına tanık olur ve komünizm ile tanışır. 1924‘te Moskova’da yayınlanan ilk şiir kitabı ’28 Kanunisani’ sahnelenir. O yıl Türkiye’ye dönerek Aydınlık Dergisi’nde çalışmaya başlar. Dergide yayınlanan şiir ve yazılarından dolayı on beş yıl hapsi istenince yeniden Sovyetler Birliği’ne gider. 1928’de af kanunundan yararlanır ve Türkiye’ye geri döner. Bu kez Resimli Ay dergisinde çalışmaya başlar. 1938’de yirmi sekiz yıl hapis cezasına çarptırılır. 12 sene süren tutukluluktan sonra askere alınacağı ve öldürüleceği endişesiyle Sovyetler Birliğine gitmek zorunda kalır. 25 Temmuz 1951 tarihinde Bakanlar Kurulunca ülke vatandaşlığından çıkarılır ve Nazım Hikmet, mecburen büyük dedesi Mahmut Celaleddin Paşa (Konstantin Borzecki)’nın memleketi olan Polonya vatandaşlığına geçer ve Borzecki soyadını alır. Moskova’da 3 Haziran 1963 tarihinde kalp krizinden ölür.

Davaları ve sürgün [değiştir]

Nazım Hikmet, Çankırı Cezaevi’nde

Nazım Hikmet, Bursa Cezaevi’nde

1925 yılından başlamak üzere şiirleri ve yazıları yüzünden birçok kere yargılandı. 1938 yılında orduyu ayaklanmaya kışkırtmaya çalıştığı gerekçesiyle 28 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldı. İstanbul, Ankara, Çankırı ve Bursa cezaevlerinde 12 yılı aşkın kaldı. Bursa cezaevinde kaldığı yılları anlatan Mavi Gözlü Dev adlı film 2007 yılında vizyona girmiştir. 1950 yılında bir af yasasıyla salıverildi. Ancak sürekli izlendiği ve çürüğe ayrıldığı halde 48 yaşında yeniden askerlik yapmaya çağrılması ve öldürüleceği yolundaki duyumlar üzerine yurtdışına kaçtı. 25 Temmuz 1951 tarihinde Bakanlar Kurulu tarafından Türk vatandaşlığından çıkarılmasına karar verildi. Sovyetler Birliği’nde Moskova yakınlarındaki yazarlar köyünde ve daha sonra da, eşi Vera Tulyakova (Hikmet)ile Moskova’da yaşadı. Memleket dışında geçirdiği yıllarda Bulgaristan, Macaristan, Fransa (Paris), Havana, Mısır gibi dünya memleketlerini dolaştı, buralarda konferanslar düzenledi, savaş ve emperyalizm karşıtı eylemlere katıldı, radyo programları yaptı. Budapeşte Radyosu ve Bizim Radyo bunlardan bazılarıdır. Bu konuşmaların bir kısmı bugüne ulaşmıştır.

Davaları

  • 1925 Ankara İstiklal Mahkemesi Davası
  • 1927-1928 İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Davası
  • 1928 Rize Ağır Ceza Mahkemesi Davası
  • 1928 Ankara Ağır Ceza Mahkemesi Davası
  • 1931 İstanbul İkinci Asliye Ceza Mahkemesi Davası
  • 1933 İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Davası
  • 1933 İstanbul Üçüncü Asliye Ceza Mahkemesi Davası
  • 1933-1934 Bursa Ağır Ceza Mahkemesi Davası
  • 1936-1937 İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Davası
  • 1938 Harp Okulu Komutanlığı Askeri Mahkemesi Davası
  • 1938 Donanma Komutanlığı Askeri Mahkemesi Davası

Ölümü ve sonrası [değiştir]

Nazım Hikmet’in mezarı, Moskova

3 Haziran 1963 sabahı saat 06:30′da gazetesini almak üzere 2. kattaki dairesinden apartman kapısına yürümüş ve tam gazetesine uzanırken geçirdiği kalp krizi sonucunda yaşama veda etmiştir. Ölümü üzerine Sovyet Yazarlar Birliği salonunda yapılan törene yerli yabancı yüzlerce sanatçı iştirak etmiş ve tören siyah beyaz olarak kaydedilmiştir. Ünlü Novo-Deviçye Mezarlığı‘nda (Новодевичье кладбище) gömülüdür. Mezar taşı siyah bir granitten olup meşhur şiirlerinden biri olan rüzgâra karşı yürüyen adam figürü taş üzerinde ebedileştirilmiştir.

2006 yılında Bakanlar Kurulunun Türk vatandaşlığından çıkarılmalar ile ilgili yeni bir düzenleme yapması durumu belirdi. Yıllardır tartışılmakta olan Nazım Hikmet’in Türk vatandaşlığına yeniden kabul edilmesi yolu açılmış gibi gözükmesine rağmen Bakanlar Kurulu bu maddenin sadece yaşamakta olanlar için düzenlendiğini ve Nazım Hikmet’i kapsamadığını öne sürerek bu öneriyi reddetti.[4]

Şair Nazım Hikmet’in 2008 yılının ilk günlerinde, eşi Piraye’nin torunu Kerem Bengü tarafından, Piraye’nin evrakları arasında, “Dört Güvercin” adında bir şiiri ve 3 adet tamamlanmamış roman taslağı bulundu.[5]

Yeniden vatandaşlığa alınması [değiştir]

2009 yılının 5 Ocak Günü “Nazım Hikmet’in Türk vatandaşlığından çıkartılmasına ilişkin Bakanlar Kurulu kararının yürürlükte kaldırılmasına ilişkin önerge” Bakanlar Kurulu’nda imzaya açıldı.

Nazım’a yeniden Türk vatandaşlığının iade edilmesine ilişkin bir kararname hazırladıklarını ve bu teklifin imzaya açıldığını ifade eden Hükümet Sözcüsü yaptığı açıklamada, 1951 yılında vatandaşlıktan çıkartılan Nazım Hikmet’in yeniden Türk vatandaşı olmasına ilişkin önerinin Bakanlar Kurulu’nca oylanarak kabul edildiğini söyledi.

Bakanlar Kurulu’nun 05.01.2009 tarihinde aldığı bu karar, 10.01.2009 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlandı ve Nazım Hikmet, 58 yıl sonra yeniden Türk vatandaşı oldu.[6]

Nazım Hikmetin vatandaşlığa alındığı günün ertesinde ise hiç bir köşe yazısına konu edilmedi.[7]

 

Bazı eserleri [değiştir]

 

Hakkında Yazılan Filmler [değiştir]

  • Mavi Gözlü Dev
  • ((Bilinmeyen Yönleriyle Galina’nın Nazım’ı-Dursun Özden))

Şiir kitapları [değiştir]

  • 835 Satır, (1929)
  • Jokond ile Si-Ya-u, (1929)
  • Varan 3, (1930)
  • 1 + 1 = 1, (1930)
  • Sesini Kaybeden Şehir, (1931)
  • Benerci Kendini Niçin Öldürdü, (1931)
  • Gece Gelen Telgraf, (1932)
  • Taranta Babu’ya Mektuplar, (1935)
  • Portreler, (1935)
  • Simavna Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin Destanı (1936)
  • Saat 21-22 Şiirleri, (1965)
  • Kurtuluş Savaşı Destanı, (1965)
  • Şu 1941 yılında (Memleketimden İnsan Manzaraları’nın 3. kitabı), (1965)
  • Dört Hapishaneden, (1966)
  • Rubailer, (1966)
  • Memleketimden İnsan Manzaraları (İlk bölüm), (1966)
  • Memleketimden İnsan Manzaraları, (1966-1967)
  • Kuvayi Milliye, (1968)

Oyunları [değiştir]

  • Kafatası (1932)
  • Bir Ölü Evi (veya Merhumun Hanesi) (1932)
  • Unutulan Adam (1935)
  • Ferhat ile Şirin (1965)
  • Sabahat (1965)
  • İnek (1965)
  • Ocak Başında / Yolcu (iki oyun birarada), (1966)
  • Yusuf ile Menofis (1967)
  • Yolcu

Romanları [değiştir]

  • Kan Konuşmaz, (1965)
  • Yeşil Elmalar (yedi yazardan derleme), (1965)
  • Yaşamak Güzel Bir Şey Be Kardeşim, (1967)
  • Ivan Ivanovic Var mıdır Yok mudur?, ()
  • Öteki Defterler (yarım kalmış Orası ve Zeytin ve Üzüm Adası isimli romanları, 2008)

Fıkraları [değiştir]

  • İt Ürür, Kervan Yürür (Orhan Selim adıyla gazetelerde yazdığı yazılar), (1965)

Masal kitabı [değiştir]

  • Sevdalı Bulut, (1968)

Dış bağlantılar [değiştir]

Konuyla ilgili diğer Wikimedia sayfaları :

Commons‘da Nâzım Hikmet ile ilgili çoklu ortam dosyaları bulunmaktadır.

VikiKaynak‘ta Nâzım Hikmet ile ilgili belge kayıtları bulunmaktadır.

VikiSöz‘de Nâzım Hikmet ile ilgili özlü sözler bulunmaktadır.

 

 

Dipnotlar [değiştir]

  1. ^ a b http://www.nazimhikmetran.com/biyografi_index.html Memet Fuat tarafından hazırlanan Nâzım Hikmet web sitesi
  2. ^ http://www.nazimhikmet.info/nazim-hikmet-otobiyografisi.asp
  3. ^ Ansiklopedi AnaBritannica, Cilt 16, Sf. 429
  4. ^ Radikal gazetesinin Bakanlar kurulunun kararı ile ilgili haberi
  5. ^ http://www.ntvmsnbc.com/news/430862.asp
  6. ^ HaberTürk Televizyonunun İnternet yayın organında Bakanlar kurulunun kararı ile ilgili haberi
  7. ^ http://www.taraf.com.tr/makale/3537.htm

Adtech

sid=75432;channel=93367;w=160;h=600;wmid=21664;domain ="gulensurat.wordpress.com"; kategori ="0"; gosterim="TBF";adsrv=1;arkaplan="FFFFCC"; baslik="000000"; aciklama="000000"; kenarlik="000000"; jsai="986755d9201434e3";

Sayfalar

 

Ocak 2012
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« May    
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031  

Arşivler

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.